KISKANÇLIK 1

 Demirle yemeğe geldiklerinde Kayayı bir kızla gördü Zerrin. İlk defa bir kızla görüyordu onu. Boğazındaki düğüm tarifsizdi.


“Keçe iyi misin? Başka yere de gidebiliriz”


“Midem kötü de gitsek iyi olur”


Bahanesini bulup kalkarlarken ismini duydu.


“Zerrin abla”


“İpek”


“Merhaba. Kalkıyor muydunuz?” Demire bakıp; “eşin heralde size de merhaba”


“Siz ne yapıyorsunuz böyle?”


“Siz tanışıyorsunuz zaten Kayayla söyleyebilirim. Yakında evleniyoruz”


“Ne güzel. Tebrik ederim”


“Sağol” dedi Kaya tok bir sesle.


“Biz gidelim ben biraz kötüyüm de”


“Geçmiş olsun önemli bir şey değildir umarım”


“Yok yok. Görüşürüz”



~Zerrinden~ 


Arkamı döndüğümde gözümden belli belirsiz akan yaşı hissettiğimde dünyam daraldı. Bizi unutmuştu. Beni o cehennemde tek gün bile arayıp sormayan adam o kızla hayal aleminde gibi takılıyor, gülüşüyordu. Onun sevdası buraya kadarmış diye tekrarladım içimden.


“Zerrin korkutuyorsun beni”


“Yok bir şey dedim ya demir. Hamileyim yani normal böyle şeyler”


“Hiçbir şey söylemeden donuk donuk bakman mı normal?”


“Benim hormonlarım değişken tamam mı? Yok diyorum üstüme gelme”


Gözümden yaşlar boşaldı.


“Hormonal dedin diye bişey demiyorum topla kendini”


Eve girdik. Yine aynı cehennem. Açtım bir şarkı kulaklıkla son ses; Çağan Şengül - Canım yanıyor 


İşte resmî olarak bittiğimizin kanıtıydı bu. Zaten Kayanın demire kafa tutamamasında bitmişti ama kendimi kandırıyordum. Şimdi nasıl kandıracağımı bilmiyordum. İçimde ona ait can büyütürken bir yabancı gibi uzaktan onun mutluluğunu izliyordum. Çok koyuyordu be. Sorumluluk almayı öğrenmesi lazımdı. Böyle olmaz.


Akşam olduğunda aradım Kayayı.


“Sabah alt sokakta görüşüyoruz”


“Görüşüyoruz? Sen mi karar verdin buna?”


“İtirazın mı var?”


“Yok geleceğim bakalım ne diyeceksin”


Yüzüne kapattım. Ben zaten ateştim. Karnımdaki de kıpır kıpır beni gazlıyordu sanki.


“Sen de bir dur annecim ya sinirliyim zaten”


Ben niye sinirliyim ki o sinirlensin. Neyse kapattım gözlerimi son verdim geceye.


Sabah erkenden kalkıp hazırlandım. Bilerek biraz geç gittim.


“Ne oluyor? Sabahın köründe diktin beni buraya”


“Allah Allah. O kızın yanında mı dikilmek isterdin?”


“Bizde iletişim eksikliği var. İkimiz de birbirimizi anlamıyoruz. Ben onu mu diyorum?”


“İpekle ne işin var senin? Daha düne kadar benim peşimde değil miydin?”


“O düşmanımdan çocuk peydahladığını bilmeden önceydi. O köprünün altından çok sular aktı Zerrin hanım”


“Sen var ya kalıbının adamı değilsin. Sevdan buraya kadarmış”


“Orada dur. Neler neler yaptım sevdama laf söyletmem”


“Yüzüme yüzük fırlatmaktan, seni seven adam olarak kalamam demekten başka ne yaptın? Sen savaşmadan mağlup oldun”


“Kızım çocuk Demirden demedin mi? Ben ne yapabilirdim ki? Ha ben seni anladım. Sen beni kıskandın”


“Nereden çıkarıyorsun bunları?”


“Gözümün içine bakıp da söyle”


İstemsizce gözlerimi kaçırıyordum. Hemen bir bahane lazımdı bana. Gözümü açıp kapadım. Dengemi kaybetmiş gibi yaptım.


“İyi misin noluyor?”


“Başım döndü de iyiyim. Biraz oturayım”


“Ne yapmam lazım? Bir şeyler alayım mı?”


“Yok yok. Normal bu. Geçer birazdan”


“Geçince söyle de bırakayım seni”


“Sen beni bırak, demir de öyle izlesin dimi? Ben giderim. Sen de sevgilinin yanına git”


“Zerrin şunu yapma”


“Yalan mı? Ne zamandı düğününüz? Onur konuğunuz olmak isterim. Hatta nikah şahidiniz falan. Erkek milleti değil misiniz? Boşta kalınca başka kıza geçersiniz nasıl olsa”


“Sen kıskanıyorsun baya baya”


“Neyini kıskanayım senin? Seni sevmiyorum bile. Sen üstüme düştüğünden oldu yoksa sevmiyorum ben seni”


“Zerrin bak sabah sabah bütün ayarlarımla oynadın. Bunu söyleme bari”


“Ben gidiyorum sen de napıyorsan yap. Hediye falan da alacaksan yardımcı olurum bak çekinmeden söyle”


“Benim sinirlerimle oynama bana en büyük yardım olur”


“Aaa sen hemen sinirleniyorsun ama neyse görüşürüz”


“Görüşelim”


Eve döndüğümde kalbim öyle bir atıyordu ki ilk günkü gibiydi ona olan hislerim ve kahretsin onu deli gibi kıskanıyordum. Öğleden sonraki dersime gittim. Okuldan çıkarken o ikisini gördüm. Kız nispet yapar gibi ahtapot gibi sarılıyordu. Bana da kısa bir selam verdikten sonra arabaya binip uzaklaştılar. Ben de eve gittim. Öyle koyuyordu ki şu durum. Kendimi bütün bunlardan uzaklaştırmak için puzzle yaptım. Kafamda aynı görüntüler dönüp dolaşsa bile bir şeylere odaklanmaya çalışmak iyi geldi sanırım. Bir de günlüğüm vardı, içime attığım ne varsa kaleme alırdım. Akşam yemekteki durgunluğumu Demir de fark etmişti. Elimde değildi. Erkenden yatacağımı söyleyip odama çekildim. Kayayla eski video ve fotoğraflarımız galerimin gizli sekmesindeydi. Onlara bakıp duygulandım.


“Annecim bak babanla ne kadar mutluymuşuz bir zamanlar. Şimdi dağılmış olsak bile. Çok özledik dimi babanı. Ben sizi ayırmak istemem ki. Sadece zamanı değil annem. Senin için bana gelmesi… olmaz. Ne yapayım ben? Allahım bana bir çıkış yolu göster”


Uyudum. Sabah kalktığımda kahvaltıyı yapıp hastaneye geçtim. Randevum vardı. Alya abladan almıştım. Çünkü onu kendime yakın hissediyordum.


“Aaa Zerrincim hayrola?”


“Alya abla hamileyim ben. İlk kontrolüme sana gelmek istedim”


“Hayırlı olsun güzelim. Sen uzan şöyle. Bakalım ufaklık ne alemde”


Ultrason cihazını jelle birlikte karnımda gezdirdi. 


“Bebek 2,5 aylık. Senin şimdiye kadar fark etmen gerekirdi”


“Fark ettim de anlamamazlıktan gelmek işime geldi diyelim” diye geveledim ağzımın içinde.


“Anlamadım”


“Durumlar karışıktı ondan”


“Sana ilaçlarını yazacağım onları alırsın. Bir de test yaptıralım. Değerlerin nasılmış bir bakalım”


Kan verdim. Çıkarken kayayla karşılaştık.


“Ne işin var senin burada? Bir şey mi oldu?”


“Kontrolüm vardı. Kan verdim”


“Gel kantinden bir şeyler ısmarlayım sana. Tansiyonun düşmüştür”


“Gerek yok ben gideyim”


Başım döndü. Kaya belimden destekleyip tuttu beni.


“İnat etme. Bir şeyler yemen lazım”


Yenilgiyi kabullenerek başımı salladım. Kantinden tost, meyve suyu, bisküvi aldık. İştahla yedim. Şimdiden çok iştahlıydım. 


“Teşekkür ederim. Ben gitsem iyi olacak”


“Bırakayım”


“Gerek yok şoför bekliyor”


Kalktım ve eve geçtim. 


~Kayadan~


Zerrin gittikten sonra ben de kalkıyordum ki ayağıma bir defter çarptı. Yazılar zerrinin el yazısıydı. Defteri de yanıma alarak eve geçtim. Kendimi tutamayarak okumaya başladım.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KÜLLERDEN DOĞAN UMUT

64. BÖLÜM

AŞK VE KORKU 3