AŞK VE KORKU 3

Gözümü açtığım gibi telefona baktım. Bir hareketlilik yoktu. Bugün için bir planım da yoktu. Sadece düşünmeye ihtiyacım vardı. Elimi yüzümü yıkadım. Üzerime bir şeyler geçirdim ve kahvaltıya indim. 


Demir “günaydın” diyerek kahvaltısına devam etti. Birkaç lokma yedim ben de. Odaya çıkacaktım ki Demir beni durdurdu. 


“Bugün yemeğe gidelim diyorum. Restoranda yer ayırttım. Akşam için hazır ol”


“Yemek nereden çıktı? Bir işler mi çeviriyorsun yine?”


Pişkin pişkin “Güzel karımla yemek yemek için plan yapıyorum yine de laf yiyorum” dedi.


“Tamam bakarız”


Odama geçtim. Finallerim yaklaşıyordu. Ders çalıştım bütün gün o yüzden. Akşam Demir gelene kadar hazırlandım. Beni gören Demir sırıtarak bir bakış attı.


“Hadi gidelim bir önce”


Arabaya binerek restoranın yolunu tuttuk.



~Kayadan~


Annem İpekle yemek yiyin diye tutturdu. Hayır diyemediğimden anca çevreme zarar veriyordum. Zor bela kabul ettim. Akşam olunca İpeği de aldım, restorana geçtik. O sırada tam karşımda tanıdık bir simaya denk geldim. Zerrin… Demir pisliğiyle birlikte gelmişlerdi. Elimi yumruk yaparak rezerve edilen masaya oturdum. 


İpek; “ Bir sorun mu var?” diyerek hiçbir şeyden habersiz, anlamsızca yüzüme bakıyordu.


“Yok tansiyonum düştü herhâlde”


“O zaman biz menü alalım” dedi garsona dönüp.


O sırada Zerrinle göz göze geldim. Anlam veremediğim bir karmaşıklık vardı gözlerinde. Mesaj yazma ihtiyacı duyarak telefonumu aldım elime “Arka tarafta bekliyorum seni, konu önemli gel” yazdım ve attım. İpeğe de dönüp;


“Kendine ne söylüyorsan bana da ondan söyle. Lavaboya gitmem lazım benim.”


“Tamam sen git”


Masadan kalkarak arka tarafa geçtim. Masamız Zerrinlerinkinin fazla görüş açısında değildi ama benim gözüm onu tek bakışta seçmişti işte. Zerrin geldi birkaç dakika sonra.


“Ne demeye çağırdın beni? Ne yaptığının farkında mısın sen?”


O böyle kızgınca cümlelerini tek nefeste sıralarken ben ona odaklanmıştım; güzelliğine, hafif rüzgarla savrulan o perçemlerine, dudaklarına… Bir şey demeden üzerine doğru yürümeye başladım. Duvara yaslandı. Ben onun perçemlerini kulağının arkasına sıkıştırırken o şaşkın gözlerle bana bakıyordu. 


“Sana diyorum Kaya. Beni duyuyor musun? Huuu”


Ben hipnoz olmuşken Zerrin de elini gözümün önünde bir ileri bir geri sallıyordu.


“Çok güzelsin”


“Sen ne diyorsun, ben ne diyorum? Niye çağırdın beni onu söyle sen”


“Niye buradasınız?”


“Ne demek niye buradasınız?” diye çıkıştım.


“Tesadüf mü aynı gün burada olmamız?”


“Demir getirdi beni buraya. Ben bir şey bilmiyorum. Bunun için mi çağırdın buraya?”


“Özledim”


“Kaya benim gitmem lazım”


Yanağını okşadım. “Biraz daha kalsan burada”


“İkimizi de zor durumda bırakıyorsun” diyerek kaçtı duvarla benim aramdan.


O gittikten birkaç dakika sonra ben de masama geçtim.


İpek; “Zerrinler de buradalarmış, onu gördüm az önce” dedi.


“Yaa denk gelmedim. Mardin küçük yer sonuçta” diyerek geçiştirdim.


Gözüm Zerrine takılıyordu sürekli. Her zamanki Zerrin değildi. Bir şeyler vardı. Tanıyordum onu.




~Zerrinden~


Kayaya karşı koymak zor geliyordu ama yapmak zorundaydım. Eve gidince Demire doğru elimi sallayarak;


“Sen ne yapmaya çalışıyorsun ya? Bilerek götürdün beni oraya değil mi? Kayayla İpeği göreyim diye” dedim.


“Hiç yapar mıyım ben öyle şeyler. Beni hiç tanıyamamışsın.”


“Sen her türlü pisliği yaparsın. Tanımak da istemiyorum seni tamam mı? Ne hâlin varsa gör”


“Sana da iyi geceler karıcığım”


Kapımı çarparak odama girdim. Sinirden ağlamaya başladım. Ağzımı yastıkla kapatıp çığlık atıyordum. Bu işkence daha ne kadar sürecekti bilmiyordum. Sakinleşince bebeğimi de düşünmem gerektiğini fark ettim. Biraz sakinledim ve kendimi uykunun kollarına bıraktım. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

KÜLLERDEN DOĞAN UMUT

64. BÖLÜM