HERCAİYLE HARMANLANMIŞ KAYZER AŞKI 1
Mardin’in o acımasız dünyasında, Ecmel Bey’in konağı Zerrin için bir zindandan farksızdı. Doğduğu günden beri sülalenin "uğursuz ayak" yaftası vurduğu, abisi Şahin’in bitmek bilmeyen gaddar emirleriyle ezilen, hor görülen masum bir kızdı o. Evin her köşesinde sessizce ağlayan Zerrin’in tek sığınağı, kendi içine kurduğu o dünyasıydı.
Tam da o günlerde, Albora sülalesinin arkasında yirmi yıllık bir intikam planı ilmek ilmek işleniyordu. Konağın sinsi babaannesi Sadakat Hanım, oğlunun ölümünden Ecmel Bey’i sorumlu tutuyor ve torunu Kaya Albora’yı bir intikam makinesi gibi yetiştiriyordu. Ancak ortada büyük bir engel vardı: Kaya, babaannesinin zoruyla daha önce Gönül adında, sülalenin uygun gördüğü bir kadınla evlendirilmişti. Kaya, Gönül’e hiçbir zaman erkeklik, kocalık etmemiş; bu evlilik sadece kağıt üzerinde, sinsi bir bağ olarak kalmıştı. Kaya aylardır Gönül’den boşanmaya, bu prangadan kurtulmaya uğraşıyordu.
Sadakat Hanım, torununun boşanma çabalarını engellemek ve intikamı hızlandırmak için o katı emrini verdi:
"O Gönül’ü boşatmam sana Kaya! Madem o Ecmel’in sülalesini yıkmak istersin, o ezik kızları Zerrin’i kalbinden vuracaksın! Onu kendine aşık et, Gönül’le evli olduğunu gizleyerek ona sahte bir nikah kıy... Ertesi sabah da dağ evinde bir paçavra gibi bırak ki, Ecmel’in namusu yerle bir olsun!"
Kaya, babaannesinin bu ağır baskısı ve sahte nikah oyunuyla Zerrin’in karşısına çıktı. Zerrin, hayatı boyunca ailesinden görmediği şefkati Kaya’nın gözlerinde görünce ona sırılsıklam aşık oldu. Gizlice sahte bir nikah kıyıldı, görkemli bir düğün yapıldı. Kaya, o gece Zerrin’i dağ evine götürdü. Zerrin hayatının en mutlu gecesini geçirdiğini sanırken, Kaya içindeki o karanlık intikam andı ve arkasındaki Gönül gerçeğinin ağırlığıyla kavruluyordu.
Sabahın ilk ışıklarıyla, Zerrin’i yatakta bembeyaz gelinliğiyle bırakıp kaçtı Kaya. Kapının eşiğine ise o meşhur kara notu bıraktı: "Babanın günahını sen ödedin Zerrin."
Kaya, Zerrin’i bırakıp Albora konağına döndüğünde yaşayan bir ölüye dönmüştü. Odasına kapandı, günlerce ne bir lokma yedi ne kimsenin yüzüne baktı. Resmi nikahlı karısı Gönül, konakta terör estiriyor, "O düşman kızını koynuna aldın, beni Mardin’e rezil ettin!" diye bağırıyordu.
Sadakat Hanım, torununun bu perişan halini sinsi gözlerle izledi ve bir gece yarısı hışımla Kaya’nın odasına girdi. Bastonunu yere vurarak kükredi:
"Bu ne haldir Kaya! İntikamımızı aldık, Ecmel’in gururunu ayaklarımızın altına serdik! Sen burada bir cenaze gibi yas tutarsın! Yoksa... Yoksa sen o düşman kızına aşık mı oldun?! Gönül’ü bu yüzden mi hayatından çıkarmaya çalışırsın?"
Kaya başını öne eğdi, gözleri kan çanağıydı.
"Yoktur öyle bir şey babaanne," dedi sesi titreyerek. Ama Sadakat Hanım torununun çenesini bastonunun ucuyla kaldırıp tısladı: "Eğer o kız için bir damla yaş dökersen, bu sülaleye acırsan sana bu dünyayı dar ederim! Albora’nın kanında düşmana merhamete yer yoktur!"
Ecmel Bey’in konağında ise Zerrin için asıl cehennem başlamıştı. Gelinliğiyle dağ evinde bırakılan Zerrin, abisi Şahin tarafından konağa getirilip en üst kattaki demir parmaklıklı taş odaya kilitlendi. Aile içinde hep ezilen kız, şimdi bu büyük namus lekesiyle her gün yengelerinin ve abisinin ağır hakaretlerine, zulmüne maruz kalıyordu. Zerrin o odada aç, susuz, dilsiz bir nefretle eriyip gidiyordu.
Bu sırada, sülalenin sinsi amca oğlu Azad, yıllardır Zerrin’e takıntılı bir şekilde aşıktı. Zerrin’in bu ezilmiş halini, lekelenmişliğini fırsat bilip Ecmel Bey’in ve Şahin’in kanına girmeye çalıştı: "Zerrin’i nikahıma alayım, namusumuz temizlensin" dedi ama Zerrin o kilitli odadan "Kaya Albora’ya inat o sinsi itin koynuna girmem, canımı alırım da evlenmem!" diye haykırarak bu evliliği kesin bir dille reddetti.
Azad, Zerrin’i canlı bir şekilde elde edemeyeceğini anlayınca içindeki o karanlık, hastalıklı öfke gözünü kör etti. Sinsi babasıyla birlikte Ecmel Bey’in odasına girip o korkunç teklifi yaptı:
"Amca... Şahin..." dedi Azad, gözlerinde sahte bir namus hırsıyla. "Bu kız bu evliliğe yanaşmaz. Mardin bu rezilliği konuşmayı bitirmez, Albora’lar her gün bizimle eğlenir. Madem Zerrin bu lekeyle yaşamayı seçer, sülalenin şerefini kurtarmanın tek bir yolu kalmıştır. Mardin bu rezilliği konuşmayı bitirmez amca, bu lekeyi ancak benim nikahım temizler! Verin Zerrin’i bana, hemen yarın sessiz sedasız kıyalım nikahı. Benim soyadımın arkasına saklansın ki, Ecmel Bey sülalesinin verecek bir cevabı olsun, namusu temizlensin, Albora’lara verecek bir cevabımız olsun!"
Azad’ın bu sinsi ve fırsatçı teklifi avluda çınlarken, odasından çıkan Zerrin merdivenlerin başında belirdi. Üzerindeki o kurumuş çamurlu gelinliğiyle, ölümün ve o azgın suların dibinden dönmüş bir kraliçe gibi dik duruyordu. Azad’ın "nikah temizler" sözünü duyduğu an gözlerinde bir yanardağ patladı.
"Yeter!" diye haykırdı Zerrin, sesi tüm konağın taş duvarlarında yankılandı. Ağır adımlarla avluya indi, doğrudan Azad’ın tam karşısında durdu.
"Sen kimsin ki benim namusumu, benim lekesiz adımı kendi sinsi nikahınla temizleyeceksin Azad?!" dedi Zerrin, parmağını onun yüzüne doğrultarak.
Zerrin, arkasında duran babası Ecmel Bey’e ve abisi Şahin’le döndü:
"Ben o taş odada ağlayan, boynu bükük, sizin her emrinize boyun eğen o eski Zerrin değilim baba! O kız o dağ evinde öldü! Kendi rızam olmadan, o sinsi itin malı gibi onun koynuna girmem! Canımı alırsınız da o nikah masasına bir daha oturmam! Benim namusumu da şerefimi de kimse kendi kirli hesaplarına alet edemez!"
“O zaman bu işin sonu bellidir. Bu görev Azad ve Şahinindir. “
Ecmel Bey, koca sülalenin baskısı ve törenin o acımasız ağırlığı altında ezilerek, içi yana yana bu kan dondurucu teklife başını salladı. Şahin ise dilsiz bir öfkeyle namlusunu temizlemeye başladı. Zerrin’in ölüm fermanı kendi öz ailesi tarafından imzalanmıştı.
Kaya, Albora konağında Gönül’den boşanmak için mahkeme kağıtlarıyla boğuşurken, Ecmel Bey’lerin konağından sızan o korkunç haberi aldı: Zerrin’in ölüm fermanı verilmişti!
Üstelik tam o saatlerde, babaannesinin odasındaki eski bir gizli kasada yirmi yıl öncesine ait gerçek balistik raporlarını buldu.
Babasını vuran el Ecmel Bey değildi! Gerçek katil Karadağ’lardı ve babaanne Sadakat, gücü elinde tutmak için bu yalanı uydurmuş, sinsi kuzen Azad ve babası da bu oyunda Sadakat’le ortaklık yapmıştı.
Kaya, koca bir yalan uğruna, o hayatta her şeyden çok ezilen masum Zerrin’i diri diri ateşe attığını anladı. Üstelik kendisi hâlâ Gönül’le evliydi, önünde devasa hukuki ve feodal imkansızlıklar vardı; ama Zerrin’in ölüme yürüdüğünü bildiği an içindeki o bastırdığı aşk bir yanardağ gibi patladı. "Ben ne yaptım..." diye haykırdı. "Zerrin’imi o katillerin eline bırakmayacağım! Kendimi de Mardin’i de yakacağım!"
Azad ve Şahin, Zerrin’i bembeyaz gelinliğiyle o taş odadan çıkarıp, güya "namus temizlemek" için Mardin’in o en yüksek, altından hırçın suların aktığı uçurumuna götürdüler. Zerrin, fırtınanın ortasında, bembeyaz gelinliğinin etekleri rüzgarda savrulurken ölümün gözünün içine dimdik bakıyordu. Azad sinsi bir gülüşle silahını Şahin’e uzattı, "Temizle namusumuzu abi," dedi.
Tam o sırada Kaya’nın siyah jipi uçurumun kenarında acı bir frenle durdu. Kaya, göğsünü siper ederek arabadan fırladı. "Durun! Dokunma kardeşine Şahin!" diye bağırdı. Kaya, yerdeki o gizli belgeleri ve balistik raporlarını Şahin’in ayaklarının dibine fırlattı.
Şahin belgeleri okuyup Azad’ın sinsi oyununu, babalarının gerçek katilini öğrendiği an öfkeden deliye döndü. Silahının kabzasıyla Azad’ın suratına vurup onu yere serdi. "Alın bu iti babamın karşısına çıkarın!" diye gürledi korumalara.
Ancak Zerrin için her şey çok geçti. O belgeler, o gerçekler kırılan kalbini onarmaya yetmiyordu. Azad’ın sinsi planları, ailesinin onu ölüme terk edişi ve Kaya’nın koca yalanı ruhunu tamamen öldürmüştü. Şahin’in belindeki silahı tek bir hamlede çekip doğrudan Kaya’nın göğsüne doğrulttu.
"Beni bir yalan uğruna o dağ evinde bıraktığında kalbimi söktün Kaya Albora," dedi Zerrin, gözlerinden yaşlar boşanırken. "Üstelik hâlâ evlisin, bana hep imkansızlığı, hep yalanı layık gördün!"
GÜM!
Zerrin tetiği çekti. Kurşun, Kaya’nın sol göğsünün hemen üzerine saplandı. Kaya acıyla sendeledi, parmaklarının arasından kan sızarken gözlerini Zerrin’den ayırmadı.
Zerrin, dumanı tüten silahı yere fırlattı.
"İntikamımı aldım Kaya Albora!" diye feryat etti. Ardından kollarını iki yana açıp kendini o uçurumun sonsuz boşluğuna, dondurucu ve hırçın suların içine bıraktı. Bembeyaz gelinliği gecenin içinde kayboldu.
Kaya göğsündeki amansız acıyı, sızan kanı unuttu. "Zerrinnn!" diye kükreyerek uçurumun kenarına koştu ve tek bir saniye bile düşünmeden, sevdiğinin arkasından kendini o azgın suların içine bıraktı.
Mardin’in o hırçın nehri, yeryüzünün en büyük günahını ve en imkansız sevdasını bağrına bastı. Kaya, suyun dibindeki karanlıkta Zerrin’in beyaz gelinliğini gördü, gücünün son damlasıyla ona sarıldı ve ikisini de suyun yüzeyine, yalanların ötesindeki o yeni savaşa doğru çekmeye başladı.
Kaya, göğsündeki kurşun yarasından sızan kan dondurucu suya karışırken, Zerrin’in hırçın dalgalar arasında ağırlaşmış bedenini yakalamayı başardı. Gücünün son damlasıyla kızı nehrin kenarındaki o ıssız, çakıl taşlı kıyıya çıkardı. İkisi de dondurucu ayazda nefes nefeseydi. Zerrin yuttuğu suları öksürerek dışarı atarken gözlerini açtı; tepesinde kanayan göğsü, ıslak sakalları ve acı dolu gözleriyle ona bakan Kaya’yı gördü.
"Neden..." diye feryat etti Zerrin, sesi nehrin uğultusunda kısılarak. "Ben seni vurdum Kaya! Ölmene izin vermedim, sen de benim ölmeme izin vermeyecektin! Bıraksaydın o sularda temizlenseydi bu leke!"
Kaya acıyla inleyerek yere, Zerrin’in hemen yanına yığıldı. Eliyle göğsündeki yaraya bastırırken diğer eliyle Zerrin’in sırılsıklam olmuş elini sımsıkı kavradı.
"Senin leken yok Zerrin..." dedi, sesi acıdan titreyerek. "Leke benim, leke yalanı uyduran babaannemde, seni ölüme gönderen o sinsi kuzenin Azad’da... Canım da senin kanım da senin. Beni o kurşunla öldüremedin, çünkü ben seni o dağ evinde bıraktığım gün zaten ölmüştüm."
Kaya, Zerrin’i de yanına alarak nehir kıyısındaki o eski balıkçı kulübesine sığındı. Bulduğu eski örtülerle Zerrin’i ısıtmaya çalışırken, yarası artık dayanılmaz bir raddeye gelmişti. Zerrin, nefret ettiği bu adamın onun için ölüme atılışını izlerken kalbindeki o devasa gurur duvarının sarsıldığını hissetti. Eğilip kulübedeki bez parçalarıyla Kaya’nın kanayan göğsünü sararken gözyaşları yaranın üzerine damlıyordu.
"Hâlâ evlisin..." diye fısıldadı Zerrin, hıçkırarak.
"Bana sahte bir hayat yaşattın. Konaktaki o Gönül gerçeği dururken, biz nasıl temizleneceğiz Kaya?"
Kaya, gözlerini zorlukla aralayıp Zerrin’in elini kalbine bastırdı. "O mahkeme kapıları açılacak Zerrin. O bağ kopacak. Yemin ederim, Gönül’den boşanıp karşına yansız, yalansız çıkana kadar bu can bana haramdır."
Ertesi sabah Şahin ve Ecmel Bey’in adamları kulübeyi bulduklarında, iki yaralı canı birbirine sarılmış halde buldular. Şahin, Azad’ın sinsi oyununu ve babalarının katilinin Albora’lar olmadığını öğrendiği için bu kez Kaya’ya silah çekmedi. Zerrin’i ve yaralı Kaya’yı alarak doğruca Ecmel Bey’in konağına getirdiler.
Konağın avlusu adeta bir mahkeme alanına dönmüştü. Sinsi kuzen Azad, Şahin’in adamları tarafından kollarından taş sütuna bağlanmış, kanlar içinde sülale reisinin hükmünü bekliyordu. Ecmel Bey, elindeki bastonu yere vurarak Azad’ın karşısına dikildi.
"Sen kendi amcanın kızını, bu sülalenin kanını üç beş dönüm toprak için Albora’ların sinsi babaannesine satmışsın Azad!" diye gürledi Ecmel Bey. "Namus temizleyeceğiz diye kızımla Şahin’i uçuruma gönderdin, arkamızdan kuyumuzu kazdın!"
Azad, yüzündeki kanı tükürerek sinsice sırıttı.
"Ben Zerrin’i istedim amca! Siz beni layık görmediniz, o namussuz Albora oğlunun koynuna soktunuz! Temizlenmez o leke! Kaya hâlâ evli, o Gönül o konakta oturduğu sürece Zerrin sizin sülalenizin en büyük karası olarak kalacak!"
Zerrin, üzerindeki kurumuş çamurlu gelinliğiyle Azad’ın tam karşısına geçti. Gözlerindeki o ezilmiş kız gitmiş, yerine ölümün kıyısından dönmüş mağrur bir kadın gelmişti. "Benim adıma töre konuşmayacak artık Azad," dedi Zerrin, sesi avluda buz kestirerek. "Senin de o sinsi babanın da cezası kesildi. Bu topraklardan sürüleceksiniz. Bir daha Mardin sınırına adım atarsan, abimin kurşunu seni bu ovaya gömer!"
Azad yaka paça konaktan atılıp sürgüne gönderilirken, gözler misafir odasında yatan Kaya’ya döndü. Hesap ovada kısmen kapanmıştı ama imkansızlıklar dağ gibi önlerinde duruyordu.
Kaya, Ecmel Bey’in konağında iyileşmeye çalışırken, Albora konağındaki resmi nikahlı karısı Gönül, bu durumu duyunca deliye dönmüştü. Sadakat Hanım’ın da gücünü kaybetmesiyle konakta yalnız kalacağını anlayan sinsi kadın, hışımla Ecmel Bey’in konağının kapısına dayandı.
Gönül, avlunun ortasında bağırarak terör estirmeye başladı: "Kayaaa! Çık dışarı! Karını düşman sülalenin konağında bırakıp o ezik kızın peşinden gitmek ne demektir? Ben senin resmi karınım! Mardin şahidimdir, senden asla boşanmayacağım! O Zerrin de ömrünün sonuna kadar 'kuma' damgasıyla, sahte bir nikahın lekesiyle yaşayacak!"
Zerrin, odasından çıkıp avlunun korkuluklarına tutundu. Gönül’ün o sinsi, zehirli gözleriyle karşı karşıya geldi. Gönül’ün hakaretleri avluda çınlarken, misafir odasının kapısı açıldı. Kaya, göğsündeki sargıdan kan sızmasına rağmen, acıyla inleyerek avluya çıktı. Doğrudan Gönül’ün karşısına dikildi.
"Kes sesini Gönül!" diye kükredi Kaya, sesi acıyla pürüzlüydü. "Sen bu konağa, benim sevdiğim kadının karşısına çıkıp tek bir kelime dahi edemezsin! O boşanma kağıtlarını imzalayacaksın! Eğer imzalamazsan, bu sülaleyi de o unvanı da senin başına yıkarım. Ben Zerrin’in tırnağına kurban ederim koca Albora adını!"
Gönül, Kaya’nın gözlerindeki o gözü dönmüş aşkı ve kararlılığı görünce sinsi bir korkuyla geri adım attı. "Görürsün Kaya Albora... O mahkemede öyle bir konuşacağım ki, o mahkeme yıllarca sürecek! Siz Zerrin’le asla kavuşamayacaksınız, bu imkansızlığın içinde boğulacaksınız!" diyerek hışımla konaktan çıktı.
Zerrin, yukarıdan Kaya’nın kanayan yarasına ve onun Gönül’e karşı duruşuna baktı. İçindeki aşk ve imkansızlığın getirdiği acı bir kez daha birbirine karışmıştı. Kaya başını kaldırıp yukarda duran Zerrin’e baktı; göğsü kanıyordu ama gözleri, o büyük imkansızlık savaşını ne pahasına olursa olsun kazanacağını fısıldıyordu.
Yorumlar
Yorum Gönder