AŞK VE KORKU FİNAL

 Güneş Mardin taşlarının üzerine doğarken, konakta sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ölümcül bir sessizlik hakim oldu. Zerrin odasında, yatağın kenarında sabaha kadar gözünü kırpmadan beklemişti. İçindeki ses, Demir’in bu işin peşini bırakmayacağını söylüyordu.

Kapının önünde duran siyah lüks bir arabanın sesiyle pencereye koştu. Gelen aşiret ağaları değildi. İçinden elinde tıbbi bir çanta taşıyan, orta yaşlı bir adam indi. Demir de hemen arkasından arabadan inip adamı içeri buyur etti.


Zerrin’in kalbi adeta göğüs kafesinden fırlayacak gibi oldu. Demir planı anlamıştı. Belgelerle savaşamayacağını biliyordu ama namus üzerinden Zerrin’i vurursa, Kaya’nın elindeki tüm kozları çöpe atabilirdi.


Kapı sertçe açıldı. Demir, arkasında doktorla içeri girdi. Yüzünde o pis, galip gelmiş gülümsemesi vardı.


"Hayırdır Demir? Bu sabahın köründe bu adam kim?" dedi Zerrin, sesinin titrememesi için dişlerini sıkarak.


"Doktor Kemal," dedi Demir, sesindeki tehdidi gizleme gereği duymadan. "Dün gece pek iyi görünmüyordun Zerrin. İçim rahat etmedi. Şöyle tepeden tırnağa bir baksın, bir kanını alsın bakalım. Neyin varmış, ne saklıyormuşsun öğrenelim."


Zerrin arkasındaki yatağın demirine tutundu. Kan testi demek, her şeyin bitmesi demekti. Kaya’dan olan bebeği öğrendiği an Demir hem onu hem bebeği gözünü kırpmadan öldürürdü. O sırada kapıda beliren Dilek abla, doktoru ve elindeki enjektörleri görünce dehşet içinde kaldı. Zerrin’le göz göze geldiler. Zerrin’in gözlerindeki "bittik" ifadesi, Dilek ablayı anında harekete geçirdi.


Dilek abla arkasına bakmadan mutfağa koştu. Titreyen elleriyle gizli telefonu çıkardı ve Kaya’yı aradı. Telefon ilk çalmada açıldı.


"Kaya bey! Yetiş, bu sefer gerçekten bittik!" diye fısıldadı Dilek abla hıçkırarak. "Demir konağa özel doktor getirdi. Zerrin’den kan alacaklar. Hamileliği anlayacak! Kızın canı tehlikede!"


Kaya telefonun ucunda bir an taş kesildi. İstanbul, belgeler, mahkeme... Hepsi o saniyede anlamını yitirdi. Zerrin’in dün gece sesindeki o durgunluğun sebebini şimdi anlıyordu. Demir şüphelenmişti ve canını korumak için Zerrin bunu ondan saklamıştı.


"Dilek abla," dedi Kaya. Sesi o kadar derinden ve ürkütücü çıkmıştı ki Dilek ablanın tüyleri diken diken oldu. "O doktor o kandan tek bir damla bile almayacak. O iğne Zerrin’e dokunmayacak. Oyalamaya çalışın, beş dakikaya oradayım!"


Yukarıda ise Doktor Kemal çantasından tüpleri çıkarırken, Zerrin geri adım attı.


"Ben test falan istemiyorum, Demir! Çıkar bu adamı odamdan!" diye bağırdı.


Demir işaret parmağını Zerrin’e doğru salladı, gözleri kararmıştı. "İstesen de istemesen de o kan alınacak Zerrin! Eğer temizsen zaten korkacak bir şeyin yok demektir. Ama eğer düşündüğüm şey doğruysa..."


Tam doktor enjektörü hazırlayıp Zerrin’in koluna doğru uzanırken, konağın alt katından büyük bir gürültü koptu. Kapıların kırılma sesi, korumaların bağrışları ve ardından yankılanan tek bir el silah sesi konağın tavanını sarstı.

Demir şaşkınlıkla arkasını döndü. O esnada odanın kapısı gümbürtüyle açıldı. Kaya, elinde dumanı tüten silahıyla eşikte duruyordu. Gözleri doğrudan Zerrin’i buldu, onun iyi olduğunu görünce derin bir nefes aldı. Ardından namluyu doğrudan Demir’e çevirdi.


"Kaya?!" dedi Demir, şok içinde. "Sen... İstanbul’da..."


"İstanbul’daydım Demir. Ama karımın ve bebeğimin yanına dönmem uzun sürmedikten sonra nerede olduğumun bir önemi var mı?" dedi Kaya.


Bebebini duyan Demir’in gözleri fal taşı gibi açıldı. Şüphesi saniyeler içinde acı bir gerçeğe dönmüştü. Kaya, Demir’in hamileliği tamamen öğrenmesini engellemek için artık her şeyi göze almış, gizli planı bozup savaşı resmen başlatmıştı.


Konağın odasında zaman donmuş gibiydi. Kaya’nın ağzından çıkan o tek kelime —"bebeğim"— duvarlarda yankılandıkça, Demir’in yüzündeki şaşkınlık yerini saf bir nefrete ve deliliğe bıraktı. O ana kadar sadece bir şüphe olan o devasa yalan, şimdi odanın tam ortasında çıplak bir gerçek olarak duruyordu.

Demir, gözlerini önce Kaya’nın elindeki silaha, sonra Zerrin’in korkuyla ama dik bir duruşla karnını tutan ellerine çevirdi.


"Bebeğim mi?..." diye fısıldadı Demir. Sesi o kadar alçak ve derinden çıkmıştı ki, az sonra kopacak fırtınanın habercisi gibiydi. Birden deliler gibi kahkaha atmaya başladı. "Benim konağımda... Benim çatımın altında, düşmanımın piçini mi büyütüyordun lan sen?!"


Demir, belindeki silaha davranmak için elini hareket ettirdiği an Kaya tetiğe bastı. Mermi, Demir’in tam ayaklarının dibindeki ahşap parkeyi delip geçti. Odadaki doktor korkudan çığlık atarak çantasını bırakıp bir köşeye sindi.


"Tek bir hareketinde kalbine sıkarım Demir!" diye kükredi Kaya. Adımları yavaş, kendinden emin ve ölümcüldü. Namluyu milim oynatmadan Demir’in tam karşısına dikildi. 


"Oyun bitti dedim sana. İstanbul planı, mahkeme, hukuk... Hepsini sevgilimin ve çocuğumun tek bir gözyaşı için yakarım, biliyorsun. Şimdi o arkandaki masada avukatımın ulaştırdığı boşanma protokolü duruyor. Ya o kağıdı şimdi imzalarsın ya da bu odadan senin cesedin, bizimse özgürlüğümüz çıkar!"


Demir dişlerini sıktı, çenesi öfkeden titriyordu. İlk defa kendi evinde, kendi adamlarının ortasında bu kadar çaresiz kalmıştı. Aşağıdaki korumaların susturulduğunu, Kaya’nın buraya yalnız gelmediğini anlamıştı.


"Beni öldürürsen buradan çıkamazsın Kaya," dedi Demir, gözlerini kısarak. "Aşiret seni de o kadını da yaşatmaz."


"Ben zaten her şeyi göze alıp geldim," dedi Kaya, gözünü bile kırpmadan. "Ama sen... Sen o tertemiz itibarını, aşiretin başındaki yerini ve hayatını bir dakikada kaybetmek üzeresin. Seçimini yap."


Zerrin, arkada nefesini tutmuş iki adamın arasındaki o ince çizgiyi izliyordu. Kaya’nın gözlerindeki o korumacı aşkı gördükçe içindeki korku tamamen silinmişti. Yavaşça öne doğru bir adım attı, masanın üzerindeki kalemi ve boşanma kağıdını Demir’e doğru uzattı.


"İmzala Demir," dedi Zerrin, sesi buz gibi netti. "Bu konaktan benim sadece ölüp çıkacağımı sanıyordun ama yanıldın. Ben senin nefretini de bu konağı da arkamda bırakıp gidiyorum. Karşılığında o şerefin ve hayatın sende kalacak. İmzala!"


Demir, Zerrin’in gözlerindeki o tiksinti dolu bakışa baktı. Ardından Kaya’nın namlusunun ucundaki ölüme... Hayatında ilk defa yenildiğini kabul etmek zorundaydı. Kalemi hınçla Zerrin’in elinden çekip aldı. Kağıdın üzerine adeta paralar gibi sert bir imza attı. Kalemi masaya fırlattı.


"Bu iş burada bitmedi," dedi Demir, Kaya’ya bakarak. "O çocuk doğsa da bu topraklarda benim namus lekem olarak anılacak. Bu kağıt seni benden kurtarır Zerrin, ama intikamımdan asla!"


Kaya, Demir’in imzaladığı kağıdı göz ucuyla kontrol edip Zerrin’e işaret etti. Zerrin kağıdı göğsüne bastırırken, Dilek abla gözyaşları içinde Zerrin’in koluna girdi.

Kaya, silahını Demir’den bir an bile ayırmadan kapıya doğru geri geri yürüdü. Zerrin ve Dilek ablayı arkasına alarak koridora çıkardı. Konağın avlusuna indiklerinde, Azad ve Kaya’nın adamları kapıyı tutmuş, Demir’in adamlarını silah zoruyla etkisiz hale getirmişti.

Kaya, Zerrin’in elini sımsıkı tuttu. Aylardır süren o gizli kaçış, o korkulu bekleyiş ve zoraki evlilik kabusu nihayet yasal olarak da fiilen de bitmişti. Konağın o ağır demir kapısından dışarıya, Mardin’in özgür havasına doğru adımlarını attılar.

Kaya arabanın kapısını açarken Zerrin’e döndü, elini sevgilisinin karnına yerleştirdi. 


"Geçti güzelim... bitti. Artık hiçbir güç sizi benden koparamaz."


Zerrin başını Kaya’nın göğsüne yasladı. Demir arkalarında kalmıştı, öfkeliydi ve tehlikeliydi ama artık onlar bir aradaydı.


Kaya ve Zerrin, arkalarında bıraktıkları o karanlık Mardin gecesinden sonra hiç durmadılar. Demir’in imzaladığı boşanma protokolü, avukatlar aracılığıyla mahkemeye sunuldu ve işlemler Türkiye’de uzaktan yürütülerek sessiz sedasız tamamlandı. Demir’in ne davaya gelmeye yüzü vardı ne de elindeki belgelerin ifşa olmasını göze alabiliyordu.

Zerrin ve Kaya ise resmi bağlar tamamen kopar kopmaz, bebeklerinin geleceği ve kendi huzurları için yeni bir kıtaya, Almanya’ya yelken açtılar. Orada, geçmişin gölgelerinden uzak, tertemiz bir sayfa açıp nikah masasına oturdular. Bebekleri de o huzurlu yuvada dünyaya gözlerini açtı.

Aradan birkaç yıl geçti... Fırtına dindi, sular duruldu. Ve nihayet, Almanya’daki o bahçeli evin masasında büyük kavuşma vakti geldi.


Evin geniş, yeşillikler içindeki bahçesinde, üzerinde binbir çeşit Mardin ve Türk lezzetinin olduğu upuzun bir akşam yemeği sofrası kurulmuştu. Masanın etrafı, yılların özlemiyle dolup taşan aile bireyleriyle çevriliydi.

Masanın baş köşesinde, Kaya’nın annesi Sadakat hanım oturuyordu. Yüzündeki çizgilerde gururlu ve vakur duruşu hala okunsa da, kucağında uyuklayan torununa bakarken gözleri şefkatle doluyordu. Oğlu Kaya’nın ve Zerrin’in arkasında her zaman bir dağ gibi durmuş, bu evliliğin en büyük manevi koruyucusu olmuştu.

Onun hemen yanında, Kaya’nın abisi Cihan ve güzelliğiyle göz kamaştıran karısı Alya oturuyordu. Cihan, kardeşinin başarısıyla gurur duyan gözlerle masayı süzüyor, Alya ise bir yandan tabağını doldururken bir yandan da yaramazlık peşinde koşan oğulları Deniz’i uslandırmaya çalışıyordu. Deniz, bahçede koşuşturup dururken neşesi tüm eve yayılıyordu.

Kaya’nın hayatta her zaman dik durmayı başarmış ablası Nare de oradaydı. Zerrin’e bakıp gülümserken, onun bu konakta verdiği mücadeleyi ve kazandığı zaferi sessiz bir takdirle selamlıyordu.


Masada sadece Kaya’nın ailesi yoktu elbet. Zerrin’in annesi Fidan hanım, kızının bugünkü huzurunu, yanağına geri gelen pembeliği gördükçe içten içe dualar ediyordu. Yıllarca kızının o konaktaki mutsuzluğuna şahit olmuş bir anne olarak, şu an yaşadığı hafifliğin tarifi yoktu.

Zerrin’in abisi Şahin ise her zamanki korumacı ama artık içi rahatlamış tavrıyla Kaya’nın omzuna dostça vurdu. "Sana emanetti, emanetine layığıyla baktın kardeşim," der gibiydi bakışları. Yanlarında ise Zerrin’in her zaman dert ortağı olan kuzeni ve her düştüğünde elinden tutan yengesi Nare oturuyordu. İki adaş olan Nare’ler masada karşılıklı oturup şakalaşırken, eski günlerin hüznü yerini kahkahalara bırakmıştı.


Kaya, masanın etrafındaki bu muazzam kalabalığa, canından çok sevdiği ailesine baktı. Ardından hemen yanındaki Zerrin’in elini tuttu. Zerrin, kucağındaki birkaç yaşındaki büyümüş bebekleriyle birlikte Kaya’ya yaslandı. Artık korku, saklanmak veya Demir’in gölgesi yoktu.

Masadan yükselen çatal bıçak sesleri, paylaşılan sıcak yemekler ve çocukların neşeli çığlıkları, çektikleri tüm acıların ödülü gibiydi. Fidan hanımın hazırladığı içli köfteler, Sadakat hanımın duaları ve Almanya’nın serin akşamında içleri ısıtan sıcak çay eşliğinde, iki aile uzun yıllar sonra ilk kez gerçekten "evinde" hissetti.

Zerrin, masanın üzerindeki o bereketli yemeğe ve etrafındaki sevgi çemberine bakıp içinden fısıldadı: "Biz kazandık."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KÜLLERDEN DOĞAN UMUT

64. BÖLÜM

AŞK VE KORKU 3