AŞK VE KORKU 14

 Demir’in gözleri öfkeden kan çanağına dönmüştü. Hayatı boyunca her şeyi zorbalıkla, silahla, korkutarak elde etmiş bir adam için köşeye sıkışmak kabul edilemez bir şeydi. Hele ki zorla evlendiği, kendi malı gibi gördüğü bir kadının karşısına geçip ona meydan okuması, erkeklik gururunu ayaklar altına almıştı.

Masadaki viski bardağını duvarın öbür ucuna fırlattı. Bardak tuzla buz olurken, Demir bir leopar gibi masanın etrafından dolanıp Zerrin’in üzerine yürüdü.


"Sen kimsin lan?!" diye kükredi Demir, Zerrin’in boğazına yapışıp onu çalışma odasının ağır ahşap kapısına doğru fırlatır gibi iterken. "Sen kimsin de benim karşımda bana şart koşuyorsun?!"


Zerrin’in sırtı kapıya sertçe çarptı. Canı acımıştı ama asıl korkusu sırtı değil, karnıydı. Demir’in gözü tamamen dönmüştü, mantıklı düşünme yetisini kaybetmiş bir canavardan farksızdı.


"Demir, bırak beni!" diye bağırdı Zerrin, elleriyle Demir’in bileklerini itmeye çalışarak. Ama Demir’in parmakları Zerrin’in boğazını daha da sıkıyordu.


"Kaya’ya güvenip bana oyun mu oynuyorsunuz?!" Demir, yüzünü Zerrin’in yüzüne iyice yaklaştırdı; soluğu nefret kokuyordu. "O İstanbul’daki şerefsiz o belgeleri savcıya verene kadar, ben senin burada nefesini keserim! Cesedini o babana teslim ederim, kimse de benden hesap soramaz! Boşanmak öyle mi? Benim imzamı ancak mezarda alırsınız!"


Zerrin, boğazındaki baskı yüzünden nefes almakta zorlanmaya başlamıştı. Ama gözlerindeki o korku, kendi canının korkusu değildi. Demir öfkeyle öne doğru bir hamle daha yapıp Zerrin’i sarsınca, Zerrin’in eli gayriihtiyari karnına gitti. Onu korumak, altına almak ister gibi bir refleksle kapandı.


"Yapma..." diye fısıldayabildi Zerrin, sesi kısık ve yalvarır gibi çıktı. "Demir dur... yapma..."


Demir, Zerrin’in bu ani kapanışını ve elini karnına koyuşunu fark etti. Gözleri bir anlığına Zerrin’in yüzünden aşağıya, karnının üzerindeki titreyen ellerine kaydı. Zerrin’in gözlerindeki o dehşet, az önceki meydan okuyan kadının bakışları değildi; bir anneyi koruma içgüdüsüydü.


O sırada çalışma odasının kapısı dışarıdan sertçe vuruldu ve hemen ardından açıldı. İçeri giren, elinde kahve tepsisiyle Dilek ablaydı. Odadaki kırık camları ve Demir’in Zerrin’in boğazına sarılmış halini görünce çığlık atmamak için kendini zor tuttu.


"Demir Ağam! Ne yaparsın, kurban olayım bırak kızı!" diye öne atıldı Dilek abla, tepsiyi bir kenara fırlatıp araya girmeye çalışarak. 


"Aşağıda aşiret ağaları toplandı, seni beklerler! Sesiniz avluya çıkıyor, yapma ağam, laf söz olur!"


Dilek ablanın "aşiret ağaları" yalanı Demir’i bir anlık duraksattı. İtibar onun her şeyiydi. Zerrin’i sertçe bıraktı. Zerrin kapının dibine yığılırken, öksürerek derin derin nefes almaya çalıştı. Dilek abla hemen yanına diz çöküp Zerrin’i kollarıyla sardı, gözleriyle "iyi misin? " der gibi baktı. Zerrin gözlerini hafifçe kapatıp açarak acıyla başını salladı.


Demir, üstünü başını düzelterek hınçla masasına döndü, flaş belleği cebine attı. Kapıdan çıkmadan önce arkasına döndü, yerde yatan Zerrin’e ve onu korumaya çalışan Dilek abla’ya baktı. Zerrin’in o elini karnına koyup kapanış sahnesi beynine kazınmıştı. Dilek abla da anlamıştı ama hiçbir laf etmemişti. 


"O boşanma kağıtları bu konağa girmeyecek," dedi Demir buz gibi bir sesle. "Sen de bu odadan ben izin verene kadar çıkmayacaksın."


Demir kapıyı vurup çıktıktan sonra odada derin bir sessizlik oldu. Dilek abla ağlayarak Zerrin’e sarıldı. "İyi misin güzelim? "


"Ben iyiyim... iyiyim abla," dedi Zerrin. “Kaya’ya haber uçurmamız lazım. Süre bitti, Demir’i hemen vurması lazım yasal olarak, yoksa bu adam bizi öldürecek."


Mutfaktaki gizli telefondan Kaya’ya ulaştıklarında, hattın ucunda sabırsızlıkla bekleyen bir Kaya vardı. Zerrin telefonu Dilek abladan alıp doğrudan kendisi konuştu:

"Kaya, benim. Sesimi çok yükseltemiyorum, dinle beni..."


Kaya, Zerrin’in sesini duyduğu an derin bir nefes aldı. "Zerrin... İyi misin sevgilim? Demir bir şey anladı mı?"


"Belleği ona verdim," dedi Zerrin, sesini olabildiğince güçlü ve sakin tutmaya çalışarak. "İstanbul’da olduğunu sanıyor hala ama çok öfkeli. Boşanmayı asla kabul etmeyeceğini söyledi. Üstelik... odadan çıkarken bana bakışları değişti Kaya. İçerideki çember daralıyor, burada her geçen dakika bebek için de benim için de risk. Demir’in o boşanma kağıtlarını imzalaması için yasal süreci hemen, yarın sabah başlatmalıyız. Yoksa şüpheleri büyüyecek."


Kaya, Zerrin’in sesindeki o gizli tedirginliği hissetse de onun sadece durumun ciddiyetinden ötürü böyle konuştuğunu sandı. Zerrin’in ne kadar büyük bir tehlike atlattığından tamamen habersizdi.


"Tamam güzelim, sakin ol," dedi Kaya güven veren sesiyle. "Madem boşanma dilekçesini sert karşıladı, o zaman ona küçük bir ihtarname gönderme vaktimiz geldi demektir. Yarın sabah o İstanbul’daki avukat, elindeki belgelerin en kritik olan iki tanesini Demir’in şahsi faksına ve aşiret meclisinin faksına gönderecek. Demir, o belgelerin aşiretin eline geçme ihtimalini gördüğü an diz çökecek. Az daha dayan sevgilim, yarın o imzayı atacak."


Telefon kapandıktan sonra konakta derin bir sessizlik hakim oldu. Demir, çalışma odasında tek başına oturmuş, Zerrin’in bıraktığı flaş belleği bilgisayarına takmış belgeleri inceliyordu. Gördüğü rakamlar, sevkiyat tarihleri ve usulsüzlük kanıtları gerçekten de onu bitirecek güçteydi. Kaya onu köşeye çok fena sıkıştırmıştı.

Ancak Demir’in aklı hala o son andaydı. Zerrin’in elini karnına koyup kendini geriye çekişi... Bir kadının, canı tehlikedeyken ilk korumak isteyeceği yer neden karnı olurdu ki?

Demir ayağa kalktı, odada volta atmaya başladı.


"Kaya İstanbul’da..." diye mırıldandı kendi kendine. "Zerrin burada. Ama ikisinin de gözü kararmış. Zerrin eskisi gibi benden korkmuyor, arkasında büyük bir güç var gibi dikleniyor bana."


Birden durdu. Gözleri karanlıkta kısıldı. İçindeki o ilkel, kıskanç şüphe adeta bir zehir gibi damarlarına yayıldı.


"Eğer o şerefsiz buralardayken benim namusuma göz diktiyse... Eğer Zerrin o yüzden benden kaçıp geri döndüyse..." Demir yumruklarını sıktı. "Yarın o avukat bozuntusu karşıma çıkmadan önce, benim bu kadının ne sakladığını öğrenmem lazım."


Demir, korumaya seslenmek için kapıyı açtı: "Büno! Yarın sabah erkenden konağa özel bir doktor çağıracaksın. Gizli tutulacak. Zerrin’in bir rahatsızlığı var, tepeden tırnağa muayene edilecek!"


Demir, Zerrin'i yasal olarak köşeye sıkıştırmak ve haklılığını kanıtlamak için gizli bir hamle yapıyordu. Eğer hamilelik ortaya çıkarsa, boşanma protokolü falan kalmayacak, Mardin’de kıyamet kopacaktı.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KÜLLERDEN DOĞAN UMUT

64. BÖLÜM

AŞK VE KORKU 3